22 Temmuz 2026
Rıza GÜNDOĞDU
No Result
View All Result
  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Akademik Çalışmalar
  • Güncel
  • İçtihatlar
  • Diğerleri
    • Faydalı Linkler
    • Kütüphane
    • İletişim
Rıza GÜNDOĞDU
No Result
View All Result

Tacirin Basiretli İş Adamı Gibi Hareket Etme Yükümü (TK m. 18/2)

Sayın Dr. Numan Sabit SÖNMEZ tarafından Yürürlüğünün 12. Yılında ve Yargıtay Kararları Işığında Türk Ticaret Kanunu Sempozyumunda (VIII) sunulan tebliğe ilişkin notlar ve tebliğ akabinde gerçekleştirilen tartışma ve açıklamaların derlemesi.

Rıza GÜNDOĞDU Yazar: Rıza GÜNDOĞDU
31 Ocak 2026
Kategori: Güncel
Reading Time:70min read
0
1
PAYLAŞIM
138
OKUNMA
Paylaşın!Paylaşın!Paylaşın!Paylaşın!Paylaşın!Paylaşın!
4. Kusur ve Müterafik Kusurun Tespiti

Basiretli tacir kavramının en sık kullanıldığı kurumlardan biri de, kusur ve müterafik kusurun tespitidir. Burada öncelikle bankalara getirilen yükümlülükten bahsetmek gerekir. Bankalar zaten anonim şirket şeklinde kurulmak zorunda oldukları ve anonim şirketler tacir olduğu için basiretli davranma yükümlülüğü altında bulunduklarının söylenebilmesinde hiçbir şüphe yoktur. Ancak bankalara uygulanan özel mevzuat gereğince, bankaların özen yükümlülüğünün ve basiretli davranma gerekliliğinin diğer tacirlerden daha farklı ve daha yüksekte bulunduğu Yargıtay kararlarında kabul edilmektedir. Ancak bu yaklaşım, sınırsız bir yaklaşım teşkil etmemektedir. Yani, bankaların her hâlükârda kusurlu kabul edildiği ve sorumlu tutulduğundan da söz edilemez (Örneğin bkz. “İnternet dolandırıcılığı karşısında bankanın o dönem sektörde kullanılmakta olan tüm gerekli güvenlik tedbirlerini almış olup olmadığının irdelenmesi gerektiği, müşterinin internet dolandırıcılığı eyleminin işlenmesinde ve kişisel bilgilerinin kötü niyetli üçüncü kişilerin eline geçmesinde kusurunun müterafik kusur olarak değerlendirileceği” hakkında Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 22.11.2018 tarihli, 2017/2224 E. 2018/1753 sayılı ilâmı ve “Tacirin, bankaya gönderdiği talimata ilişkin gereğinin yapılıp yapılmadığını kontrol etmesinin, basiretli tacirden beklenen gerekli dikkat ve özen kapsamında olduğu” hakkında Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 13.06.2019 tarihli, 2017/5004 E. 2019/4370 sayılı ilâmı.). 

Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 10.03.2022 tarihli, 2020/5255 E. 2022/1746 K. sayılı ilâmı.

“6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 20/2., 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 18/2. maddesi hükmü uyarınca, tacirin, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerekmektedir. Bankaların, tacir olarak bütün işlemlerinde basiretli davranma yükümlülüğü herhangi bir tacirden farklı olup bankalardan beklenen basiret ölçüsü ve özen yükümlüğü diğer tacirlere göre çok daha ağırdır. Bu sebeple bankalar diğer tacirlerden farklı olarak hafif kusurlarından dahi sorumludurlar.

Davacının varlığını iddia ettiği zararının davalı banka çalışanının eylemleriyle meydana geldiği, ilgili çalışan hakkında ceza dava dosyasının bulunduğu, davacı dışında üçüncü kişilerin de davalı banka çalışanının eylemleriyle zarara uğradığı tüm dosya kapsamından anlaşılmaktadır.

Bu çerçevede davacının hesapları üzerinde düzenli olarak gerekli kontrolü sağlamaması, bu hususta yetkiyi gelini olan davalı banka çalışanına bırakması, davalı bankanın sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Bir zarar varsa bu zararın meydana gelmesinde, hem davacı hem de davalı banka çalışanının eylemleri nedeniyle müterafik kusurludur.

İlk Derece Mahkemesi’nce yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde daha önce rapor hazırlayan bilirkişiler dışında konusunda uzman başka bir bilirkişi heyetine dosya tevdi edilip gerekirse davalı banka kayıtları üzerinde de inceleme yaptırılarak davacının rızası dışında gerçekleşen davalı banka çalışanının eylemleri nedeniyle uğradığı bir zararının bulunup bulunmadığı, bir zararı varsa bu zararın meydana gelmesinde tarafların kusurlarının ne çerçevede olduğu hususunda Yargıtay denetimine elverişli, açıklayıcı, gerekçeli, tarafların iddia ve savunmalarını değerlendiren bir rapor alınarak varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması ve bu hükme yönelen istinaf isteminin Bölge Adliye Mahkemesi’nce esastan reddi doğru görülmediğinden Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir.”


Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 16.06.2020 tarihli, 2017/3092 E. 2020/400 K. sayılı ilâmı.

“…bankalar, özel yasa ile kurulan ve kendilerine alanlarında çeşitli imtiyazlar tanınan, topladıkları mevduatı ve katılım fonlarını sahteciliklere karşı özenle korumak zorunda olan kuruluşlardır. Bankalar sahip oldukları bu vasıfları sebebiyle bankacılık işlemlerinin güvenilen tarafı konumundadırlar. Bu durum, bankaların bir güven kurumu olarak kabul edilmesini ve bankanın sorumluluğunun özel güven sebebiyle ağırlaştırılmasını gerektirir (Battal, A.; Güven Kurumu Nitelendirmesi Işığında Bankaların Hukuki Sorumluluğu, Ankara 2001, s. 106). O hâlde, bankalar, ağırlaştırılmış sorumluluğun bir gereği olarak objektif özen yükümlülüğü altında bulunmakta olup, buna karşılık hafif kusurlarından dahi sorumludurlar. Ayrıca, bu sorumluluğu kaldırmaya yönelik sözleşmeler de geçerli değildir. Zira sorumsuzluk sözleşmesi hükümlerine sınırlama getiren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK)’nun 115/3 ve 116/3. maddeleri gereğince, özel yasa ile kuruldukları ve kendilerine alanlarında çeşitli imtiyazlar tanındığı için bankaların, hafif kusurlarından dolayı ortaya çıkan sorumluluğunu kaldıran sözleşme hükümleri geçersiz olacaktır.

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK)’nun 18. maddesinin 2. fıkrası gereğince; tacir, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli iş adamı gibi hareket etmesi lazımdır. Ancak bankaların, tacir olarak bütün işlemlerinde basiretli davranma yükümlülüğü herhangi bir tacirden farklılık arz etmektedir. Bu sebeple bankalardan beklenen basiret ölçüsü ve özen yükümlüğü şüphesiz daha ağırdır. Özellikle birer itimat kurumu olan bankaların, aldıkları mevduatları sahtecilere karşı özenle koruma yükümlülüğünün daha da arttığının kabul edilmesi gerekmektedir (Yılmaz, S.; Hukuki Açıdan İnternet Bankacılığı, Ankara, 2010, s. 152).

…

Eldeki davada davacının kredi kartını kardeşine kullandırmak suretiyle kredi kartı sözleşmesine aykırı davranışta bulunduğu sabit olup, bu hususta Özel Daire ile yerel mahkeme arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Ancak kredi kartı hamili olan davacı, bankaya talimat vererek dönem içi harcamalarının 700,00TL’ye ulaşması hâlinde kendisine SMS ile bilgi verilmesini talep etmiş, dosya kapsamı ve kayıt altına alınan telefon görüşmelerinden talimatın varlığı belirlenmiştir. Davaya konu harcamalardan ilk harcama … tarafından 18.01.2013 tarihinde 100,00TL olarak yapılmış, öncesinde davacının harcamaları ile birlikte 700,00TL’yi aştığı hâlde davacıya bilgi verilmemiştir. Davalı … kredi kartı ile alışveriş yapmaya devam etmiş, davaya konu tutara ulaşılmıştır. Bu nedenle … tarafından yapılan harcamalarda tüketici olan davacının talimatına rağmen banka tarafından bildirim yükümlülüğü yerine getirilmediğinden, banka kusurlu olarak zararın artmasına sebebiyet vermiştir. Banka tarafından SMS mesajı gönderilmesi hâlinde zararın büyümesi önleneceğinden, birer itimat kurumu olan bankaların objektif özen borcunun gereği olarak hafif kusurlarından dahi sorumlu bulunmaları karşısında davacının zararından sorumlu olduğu kabul edilmelidir.“


Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 12.03.2019 tarihli, 2018/4243 E. 2019/1396 K. sayılı ilâmı.

“Davacı şirket tacir olup davalıya ait alışveriş merkezinde proje hilafına yapılan bu değişiklikleri bilerek ve görerek kullanım sözleşmesi imzaladığı ve depoları kullanmaya devam ettiği anlaşılmaktadır.Olay tarihinde yürürlükte bulunan 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 20/2. maddesi (6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 18/2. maddesi) uyarınca her tacirin, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerekir. Bu haliyle, davacının, basiretli bir tacir gibi davranarak, kullandığı iş yerinde binanın projesi hilafına yapılan değişiklikleri gözetmemesi, muhtemel su basması ve diğer olaylara maruz kalabileceğini düşünerek gerekli tedbirlerini almaması nedeniyle zararın tümünün davalı tarafa yüklenilmesi hakkaniyete uygun değildir. Mahkemece, anılan hususlar nazara alınarak 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 43. ve 44. (6098 sayılı TBK’nın 51. ve 52.) maddeleri uyarınca uygun miktarda hakkaniyet indirimi yapılması gerekir. Anılan yön gözetilmeden karar verilmesi doğru değildir.”


Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 17.04.2017 tarihli, 2015/18297 E. 2017/5354 K. sayılı ilâmı.

“Uyuşmazlık; davalı … şirketi tarafından yapılan elektrik kesintisi nedeniyle davacıların işlettiği dinlenme tesisinde düğün vb. organizasyonların azalması ve buna bağlı oluşan gelir kaybı ile ticari itibar zedelenmesine ilişkin maddi ve manevi tazminat talebine ilişkindir.

Somut olayda; davacıların, şirketlerine ait dinlenme tesislerinde 08.07.2012 tarihinde yapılan düğün merasimi sırasında saat 19:30-20:00 sıralarında başlayan ve 21:30-22:00 sıralarına kadar devam eden elektrik kesintisinin davalı kurum tarafından öncesinde kendilerine bildirilmediği, bu nedenle tedbir alınamadığı, meydana gelen elektrik kesintisi nedeniyle yapılan düğün merasiminin yarıda kaldığı, misafirlerin gitmesi nedeniyle dağıtılamayan yemeklerin ziyan olduğu, bu olay sonrasında tesislerinde yapılan düğün sayısında azalma olduğu, bu azalmanın tesis bünyesinde hizmet veren market ve restaurantın gelirlerinde de azalmaya sebebiyet verdiği, yine bu tesisin işletmecisi olan davacı …’in de elektrik kesintisinin yaşandığı saatlerde düğün sahipleri ile tartışması nedeniyle ticari itibarının zedelendiği gerekçeleriyle; fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak 100 TL belirsiz alacak ve davacı … için 10.000 TL manevi tazminat talebinde bulundukları sabittir.

Mahkemece, her ne kadar, davacıların maddi tazminat talepleri yönünden davanın kısmen kabulü ile 3.500 TL’nin davalıdan tahsili yönünde hüküm tesis edilmiş ise de; davacı … Restaurant Temizlik Hizm. Ltd. Şti’nin 6102 sayılı TTK’nun 16. maddesinin 1.fıkrasına göre tacir sıfatına haiz olduğu ve yine aynı kanunun 18. maddesinin 2.fıkrası uyarınca ise, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerektiği, bu çerçevede de işlettiği dinlenme tesisinde elektrik kesintilerine karşın jeneratör bulundurması gerektiği kuşkusuzdur.

Hal böyle olunca, mahkemece; yukarıda ifade edilen yasa hükümleri ve açıklamalar gereğince, davacı şirketin 1.000 kişilik kapasiteli restaurant işlettiği ve limited şirket olup 6102 sayılı TTK’nun 16/1 maddesi uyarınca tacir sıfatına haiz olduğu, yine aynı kanunun 18/2 maddesi uyarınca da ticaretine ait tüm faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerektiği, ancak dosya kapsamında toplanan delilerden de anlaşıldığı üzere davacı şirketin işlettiği ve düğün organizasyonları yapılan dinlenme tesislerinde elektrik kesintisi durumunda devreye girebilecek bir jeneratör bulundurmadığı, bu şekli ile davacının kendi basiretsiz davranışı ile meydana geldiğini iddia ettiği zarara sebebiyet verdiği,”hiç kimsenin kendi kusurlu davranışına dayanarak bir başkasından hak talep edemeyeceği” yönündeki evrensel hukuk ilkesi de nazara alındığında, davacıların maddi ve manevi tazminata ilişkin tüm taleplerinin reddi gerekirken; eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesis doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.“

Burada aynı zamanda yöneticilerin (anonim şirketlerde yönetim kurulu üyesinin/üyelerinin limited şirketlerde ise müdürün/müdürlerin), özen ölçüsünün ve ne şekilde hareket etmesi gerektiğine ilişkin birtakım belirlemelerin olduğunun tespit edildiği iki tane karar mevcuttur.

Birinci kararda, anonim şirket pay sahipleri ıskat ediliyor, bunların ıskat edildiği zaman elde edilen paylarının üçüncü kişilere satılması durumunda Yargıtay, şirket yöneticilerinin ilgili payı/payları dürüstlük kuralına uygun olacak şekilde ve basiretli bir iş adamı gibi davranarak ortaklığın mali durumuna göre en elverişli şekilde, en uygun zamanda ve en uygun fiyata satmaları gerektiğini söylemektedir. Yani, ıskat edilen paylar üçüncü kişilere satılırken yöneticilerin basiretli bir iş adamı gibi davranması gerektiği ifade edilmiştir.

İkinci kararda, yönetim kurulu üyesinin şirketin zararlarından sorumlu tutulabilmesi için basiretli davranma yükümlülüğüne aykırı davranış sonucunda zararın meydana geldiğinin ispatlanması gerektiği ifade edilmiştir. Burada şu hususa dikkat edilmesi gerekir: 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 369. maddesinde, anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin özen yükümlülüğü düzenlenirken tedbirli bir yönetici gibi hareket etmelerinin beklendiği açıkça öngörülmüştür. Hükmün gerekçesine bakıldığında ise, basiretli davranma ifadesinden bilerek kaçınıldığı ifade edilmiştir. Yani kanun koyucu 369. maddeyi düzenlerken, bilerek basiretli tacir kavramını kullanmamış çünkü basiretli tacir kavramının Yargıtay tarafından oldukça sert yorumlandığını ve çok fazla çaba ve özen gerektiren bir portre çizildiğini bahsedilerek burada, tedbirli bir yöneticinin özeni kriter olarak tercih edilmiştir.

Peki, 369. maddeye göre tedbirli bir yönetici gibi davranması gerekirken anonim şirket aynı zamanda bir tacir olduğu için ve üçüncü kişilerle işlem yapılacağı durumda bu işlemleri gerçekleştirecek kişilerde şirketin yöneticileri ve temsilcileri olduğundan aynı zamanda bu kişilerin yani yöneticilerin, üçüncü kişilerle işlemlerde basiretli davranma zorunluluğu değil midir diye sorulduğunda da aslında, evet cevabının verilmesi gerekir. Çünkü anonim şirketin, her ne kadar tüzelkişi tacir olsa da bu tüzelkişiliğin iradesini ortaya koyacak kişiler şirketin yöneticisi ve temsilcisi olan gerçek kişiler [3] olduğu için şirket adına bu kişilerin şirket adına hareket ederken basiretli davranması gerekecektir. O zaman şöyle bir ayrım yapılmasının faydalı olacağı söylenebilir: anonim şirket, üçüncü kişilerle bir ilişkiye girdiğinde şirketin sorumlu olup olmadığı, kusurunun bulunup bulunmadığı, iyiniyetli olup olmadığı, dürüstlük kuralına uygun davranıp davranmadığı belirlenirken yöneticilerin basiretli işadamı ölçütüne göre hareket edip etmediğinin değerlendirilmesi gerekir. Ancak bu yapılan işlemlerden şirket bir zarar görecek olursa, iç ilişkide yöneticilerin sorumluluğuna gidilebilmesi için aynı zamanda tedbirli yöneticinin göstermesi gereken özenin dikkate alınıp alınmadığına bakılması gerekir [4]. 

Eğer yönetici, 369. maddeye göre tedbirli davranmak durumundaysa yöneticinin bu şirketin bir tacir olduğunu ve üçüncü kişilerle yapacağı işlemlerde basiretli davranması gerektiğini bilmesi de bu tedbirin içerisine dâhildir dolayısıyla aslında tedbirli denilmesinin bir anlamı yoktur, her hâlükârda basiretli davranması gerekir şeklinde bir yorum yapılabilir. 

Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 30.03.2021 tarihli, 2020/5847 E. 2021/3090 K. sayılı ilâmı (İşbu karara karşı yapılan karar düzeltme isteminin reddine karar verilmiştir. Bkz. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 20.10.2022 tarihli, 2022/5939 E. 2022/7232 K. sayılı ilâmı.).

“Mahkemece, şirket yönetiminin pay sahiplerine çıkardığı apel borcunun, eşit işlem ilkesi gereğince, sermaye borcu olan tüm ortaklara çıkarılması gerektiği halde sadece bir kısım ortaklara çıkarılmasının eşitliği zedeleyici nitelikte olduğu ve bu şekilde apel çağrısının usulüne uygun olmadığı, bu yönüyle de ıskat müessesinin usulüne uygun çalıştırılmadığı gerekçesiyle esas ve birleşen Bakırköy 6. Asliye Ticaret Mahkemesi 2021/… E. sayılı davaların reddine karar verilmiş ise de davalı yanlarca savunulan ve mahkemece benimsenen bu olgu ancak şirket ortaklarının ıskat prosedürünün dava konusu edilmesi halinde incelenebilecek bir iddia olup ıskat prosedürünün kesinleşmesi nedeniyle bu davada değerlendirme konusu yapılamaz.

Olaya uygulanacak 6762 sayılı TTK’nın “407 nci maddenin 2 ve 3 üncü fıkralarının tatbikı için idare meclisi tarafından mütemerrit ortağın 37 nci maddede yazılı gazete ile ve esas mukavelenin derpiş ettiği şekilde ilan suretiyle bir ay zarfında ödemeye davet ve aksi halde haklarından mahrum ve cezai şartın tahsil edileceğinin ihtar edilmesi şarttır. Nama yazılı hisse senetleri sahiplerine bu davet ve ihtar taahhütlü mektubla yapılır. Şirket bilhassa yeni pay sahibinin ödemeleriyle kapanmayan açıkların tazminini mütemerrit ortaktan istiyebilir. 419 uncu madde hükmü mahfuzdur” şeklindeki düzenleme uyarınca, şirket yönetiminin, ıskat edilen ortakların paylarının ne şekilde paraya çevrileceğine ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır. Öğretide, bu konuda limitet şirketler için öngörülen TTK’nın 530.maddesindeki “Şirketten çıkarılan ortağın payı diğer bir ortak tarafından hakiki değeri üzerinden devralınamadığı takdirde şirket tarafından açık artırma yoliyle satılabilir. Çıkarılan ortak da dahil olduğu halde bütün ortakların muvafakatiyle payın diğer bir şekilde paraya çevrilmesi caizdir. Elde edilen paradan ortağın borcu kesildikten sonra geri kalanı ortağa verilir” hükmünün uygulanabileceği savunulmuş (…, Anonim Şirketler I, s.198), diğer bazı yazarlarca ise haklı olarak, söz konusu düzenlemenin anonim şirketlerin yapısına uygun olmadığı savunulmuştur (Tekinalp/Poroy/Çamoğlu, Ortaklıklar Hukuku II, s.496). Bununla birlikte, ıskat edilen ortağın payının anonim şirket yöneticileri tarafından dilediği kişilere, diledikleri fiyattan satma hak ve yetkilerinin olduğu da düşünülemez. O halde, şirket yöneticilerinin TMK’nın 2. maddesindeki dürüstlük kuralına uygun şekilde (… , Anonim Ortaklıkta Iskat, s.74), ıskat edilen ortağın payını basiretli bir işadamı gibi davranarak, ortaklığın mali durumuna göre en elverişli şekilde, en uygun zamanda ve en uygun fiyata satmaları, nominal değerden daha yüksek bir bedele satış halinde fazla bedelin TTK 466/2-2 maddesi uyarınca yedek akçeye aktarılması, ancak daha düşük bir bedele satılması halinde ise eksik kalan meblağın ıskat edilen ortaktan tahsili cihetine gidilmelidir. Birden fazla ortağın aynı zaman diliminde ıskatı halinde, şirket yönetiminin eski ortakların paylarının paraya çevrilmesi noktasında da eşit işlem ilkesine uygun hareket etmelidir. Diğer bir anlatımla, makul bir gerekçe olmaksızın bazı eski ortakların paylarını daha düşük, bazılarının paylarını ise daha yüksek bedelden paraya çevrilmemelidir.

Somut olayda asıl ve birleşen dosya davalıları hakkında 6762 sayılı TTK’nın 408. maddesi uyarınca ıskat prosedürü gerçekleşmiş ve kesinleşmiş olmakla, ıskat edilen davalı eski ortakların, paylarının üçüncü kişilere devrine rağmen, bu devir bedelleri ile kapanmayan apel borçlarının tamamından sorumlu iseler de, davalı şirket yönetiminin, ıskat edilen ortaklara ait payların paraya çevrilmesi ve bu payların başkalarına devriyle ilgili olarak yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda, dürüstlük ve eşitlik ilkelerine uygun hareket edip etmedikleri, keyfi bir tutum içerisine girip girmedikleri hususunda inceleme ve araştırma yapılması gerekirken, Mahkemece, ancak açılacak bir ıskatın iptali davasında ileri sürülebilecek hatalı gerekçelerle ve eksik incelemeye dayalı olarak verilen karar verilmesi doğru olmamıştır.”


Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 17.06.2020 tarihli, 2019/3457 E. 2020/2965 K. sayılı ilâmı.

“İlk derece mahkemesince, bankadan yapılan ödemede bir açıklama yoksa, gönderilen havale tek başına alacağın varlığını kanıtlamaya yeterli olmayıp havale dekontlarının borç ödeme belgesi niteliğinde oldukları, bu çerçevede davacının iddiası ele alındığında davalı şirkete 18.376,78 TL borç verdiği, yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu çerçevesinde, davacının şirket zararından sorumlu tutulabilmesi için, basiretli davranmakla yükümlü olan bir yöneticinin yapmaması gereken işlemlerin davalı tarafından yapılmış olduğunun ve bunun sonucunda da bir zararın meydana geldiğinin kanıtlanmış olması gerektiğinden davacının davalı şirketi 95.163,70 TL oranında zarara uğratmış olan raporda hesaplanan 18.376,78 TL alacağı ile davalının uğramış olduğu zarar mahsup edildiğinde davacının alacaklı olmadığı aksine davalı şirketin davacıdan ortaklar cari hesabı yönünden alacaklı olduğu, davacı tarafın 06.04.2018 tarihli duruşmada davacı vekiline yemin delili hatırlatıldığı, davacı vekilince yemin metni sunulduğu, davalı şirket yetkilisinin hazır bulunduğu, 06.07.2018 tarihinde yeminin eda edildiği, bu durumda alacağın ispat edilemediği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.

Karara karşı davacı vekilince istinaf isteminde bulunulmuştur.

Bölge adliye mahkemesince, ilk derece mahkemesi ile aynı gerekçe ile davacı vekilinin istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına ve davacının davalı şirkette yönetici olduğu dönem itibariyle varlığını ileri sürdüğü borç olgusunun şirket kayıtlarıyla dahi ispat edilememiş olmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK’nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varılmakla Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.”

Ticari defterler konusunda oldukça fazla sayıda basiretli tacir gibi davranma yükümlülüğüne dair karar vardır. 

Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 06.02.2019 tarihli, 2017/3973 E. 2019/918 K. sayılı ilâmı.

“Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre, tacirin basiretli bir tacir olarak ticari defter ve belgelerini işletme merkezinde muhafaza etmesi ve korunması için gerekli tedbirleri alması gerektiği, davacı tarafın defterlerin mutad olarak bulunması gereken yer dışında tuttuğu, muhafaza tedbirlerini almayarak kusurlu davrandığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.”


Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 27.04.2016 tarihli, 2015/10198 E. 2016/4744 K. sayılı ilâmı.

“Dava, zayi belgesi verilmesi istemine ilişkin olup, mahkemece yukarıda özetlenen gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir. Ancak, 6102 sayılı TTK’nın 82/7 madde ve fıkrasında “Bir tacirin saklamakla yükümlü olduğu defterler ve belgeler; yangın, su baskını veya yer sarsıntısı gibi bir afet veya hırsızlık sebebiyle ve kanuni saklama süresi içinde zıyaa uğrarsa tacir zıyaı öğrendiği tarihten itibaren onbeş gün içinde ticari işletmesinin bulunduğu yer yetkili mahkemesinden kendisine bir belge verilmesini isteyebilir. Bu dava hasımsız açılır. Mahkeme gerekli gördüğü delillerin toplanmasını da emredebilir.” hükmü düzenlenmiş olup, davacı tarafça dava dilekçesinde belirtilen defter ve belgeler yönünden işbu defter ve belgelerin muhafazası için iş yerinde ayrı bir bölüm tahsis edildiğine göre, iş yerinin başka bir yerinde meydana gelen yangının arşiv bölümüne sirayet etmesinin davacının basiretli bir tacir olmanın gerektirdiği özeni göstermediği anlamına gelmeyeceğinden ve somut olay da dava konusu defter ve belgeler davacının iş yerinde olup, çıkan yangın nedeniyle zayi olduğundan, mahkemece yazılı gerekçe ile işbu defter ve belgeler yönünden de davanın reddi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.“


Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 02.03.2015 tarihli, 2014/17020 E. 2015/2842 K. sayılı ilâmı.

“Mahkemece iddia, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre davacı vekilinin … için açılan davanın tamamından; … için açılan davada 2008 ve öncesi yıllara ilişkin zayi taleplerinden feragat ettiğinden HMK’nun 307 ve 311. maddeleri uyarınca karar verilmesine yer olmadığına; davacı …’ne ait diğer ticari defterler ve belgelerin zayi talebi bakımından görülen davada davacı …’nin depo olarak kullanılan adresi vergi dairesine bildirmeyerek ve tüm ticari defter ve belgelerini şirketle yasal ilişkisi bulunmayan, “gecekondu” niteliğindeki yerde muhafaza ederek basiretli tacir gibi davranmadığı, defterlerin korunması için gerekli özeni göstermediği, davacının ticarî defter ve kayıtlarının 2010 yılı Mart, Eylül ve Kasım dönemleri itibariyle KDV yönünden incelenmesi sonucunda toplam 87.320,34 TL tutarında sahte belge kullanıldığının tespit edilmesi sebebiyle KDV yönünden cezalı tarhiyat yapılmasının gerektiğinin bildirilmesi karşısında dava konusu defter ve evrakın ekonomik değer taşımadığı halde çalınmasının hayatın olağan akışına uygun bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı davacı …. vekili temyiz etmiştir.

Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı …. vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.”


Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 10.11.2014 tarihli, 2014/10371 E. 2014/17232 K. sayılı ilâmı.

“Mahkemece, iddia ve tüm dosya kapsamına göre, karar defterinin savcılık tarafından teslim alınmaması nedeniyle üç-dört gün boyunca araçta bırakıldığı dolayısıyla basiretli bir tacir gibi davranılmadığı, kaldı ki araca ilişkin hacizli yakalama evrakında da araç içerisinde defterin bulunduğuna yönelik bir ibare olmayıp aksine “araç içerisinde değerli eşya yoktur” ifadesinin yer aldığı, davacının gerekli özen ve ihtimamı göstermediği kanaatine varıldığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.”


Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 13.06.2014 tarihli, 2014/4863 E. 2014/11350 K. sayılı ilâmı.

“Dava, zayi belgesi istemine ilişkindir. Mahkemece, yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir. Ancak, 6102 sayılı TTK’nın 82/7. maddesinde “Bir tacirin saklamakla yükümlü olduğu defterler ve belgeler; yangın, su baskını veya yer sarsıntısı gibi bir afet veya hırsızlık sebebiyle ve kanuni saklama süresi içinde zıyaa uğrarsa tacir zıyaı öğrendiği tarihten itibaren onbeş gün içinde ticari işletmesinin bulunduğu yer yetkili mahkemesinden kendisine bir belge verilmesini isteyebilir” hükmü düzenlenmiştir. Tekirdağ İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü’nün 04/12/2012 tarihli yazısında 22/10/2012-23/10/2012 tarihleri arasında Çorlu İlçesi, Ulaş Beldesi Avlanbey Mevkii Vakıflar Köyü ve civarında sel-su taşkını yaşandığı, taşkınlardan bir çok ev ve işyerinin etkilendiği, sel ve su taşkınlarının 22/10/2012 tarihinde başlayıp, 23/10/2012 tarihinde saat 14;00’de sona erdiği belirtilmiştir. Somut olayda davacı şirketin fabrikasının bulunduğu mevkide yasada belirtildiği üzere sel ve su baskını şeklinde bir afet yaşandığı sabit olup Tekirdağ İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü’nce tutulan tutanakla davacının fabrikasında sel sularının 2 metreye kadar yükseldiği anlaşılmıştır. Mahkemece, davacı şirkete ait fatura ve irsaliyelerin basiretli bir tacir gibi şirket merkezinde muhafaza edilmesi gerektiği belirtilmiş ise de davacı şirketin ticari hacmi düşünüldüğünde dava konusu fabrikanın bulunduğu yerden sevkiyatların yapılması nedeniyle ticari defter, bunlarla ilgili fatura ve irsaliye gibi belgelerin fabrikada bulunmasının yürütülen faaliyet gereği olacağı açıktır. Bu itibarla mahkemece, “kullanılan fatura, irsaliye ve bunlarla ilgili belgeler” yönünden zayi belgesi isteminin kabulüne karar verilmek gerekirken yerinde bulunmayan yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.“

5. Haksız Rekabet, Ticaret Unvanı ve Fikri ve Sınai Hak. İhlâlleri

Hem haksız rekabet hemde marka hukuku ihlâlleri bakımından ihlâli gerçekleştiren kişinin kusuru tespit edilirken, kusurlu davranıp davranmadığı tespit edilirken bu kişinin tacir olması onun kusurlu olma ihtimalini artıracaktır. Zira tacirlerin basiretli davranması gerekir. 

Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 05.09.2023 tarihli, 2022/861 E. 2023/4629 K. sayılı ilâmı.

“İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalının tüzel kişi tacir olması sebebiyle, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6102 sayılı Kanun) 18 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca basiretli bir tacir gibi davranmak ve faaliyet alanı içerisinde tüm işlemlerini hukuka uygun olarak yerine getirmekle yükümlülüğünde olduğu, basiretli tacir gibi hareket etme yükümlülüğü olan davalı şirketin, tanıtım faaliyetlerinde kullandığı ifadelerin halkı yanıltacak nitelikte olmamasına dikkat etmesi, bu konuda gereken özeni göstermesinin de bu kapsama girdiği, davalının aynı alanda faaaliyet gösterdiği ve “Ç1RAĞANBODRUM” veyahut “ÇIRAĞANPALACE BODRUM” ibaresini kendisine otel ismi ve alan adı olarak seçmekle, kendilerine ait bu otelin dünyaca meşhur ÇIRAĞAN SARAYI – ÇIRAĞAN PALACE KEMPINSKI ile bağlantısı olduğu izlenimini vermeye çalıştığının ve davacının tanınmışlığından, piyasada yarattığı haklı şöhretinden faydalanma gayesi taşıdığı, davalının iyi niyetli olmadığı, davalı eyleminin davacının marka hakkını ihlal ettiği, haksız rekabete neden olduğu anlaşıldığı gerekçesi ile davalı kullanımı davacının marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet ettiğinin tespitine, durdurulması, önlenilmesine, www.ciraganbodrum.com ve www.bluciraganbodrum.com alan adlarına erişimin engellenmesine karar verilmiştir.

İSTİNAF

Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalının “Blu Ciragan Bodrum Resort & Spa” işletme adı ile, davacı ile aynı hizmet sınıfında otel olarak faaliyet gösterdiğinin anlaşıldığı, davalı tarafın “Çırağan” isminin Farsça “ışık” anlamına geldiğine dair savunmasının, bu ibarenin davalı tarafça kullanımını haklı göstermeyeceği, “Çırağan” ibaresinin önüne “Blu” ibaresinin getirilmesi ya da “Çırağan” ibaresinden sonra getirilen “Palace” ibaresinin işletme adında kullanılmamasının, kullanılan ibareye ayırt edicilik kazandırmadığı, markanın hitap ettiği tüketici kitlesi nezdinde davalının internet sitesi alan adı ile işletme adının, hizmetin aynı işletme tarafından verildiği izlenimi yaratacağı, aynı işletmenin şubesi olarak algılanabileceği, iltibasa neden olabileceği, mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya uygun bulunmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ

Değerlendirme

Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.”

Geçmişten gelen ve uzun süredir kullanılan bir marka varsa basiretli bir tacirin bu markadan haberdar olduğunun kabul edilmesi gerektiği, ticaret unvanına ayırt edici bir ibare eklenmeksizin, önceki markaya benzer şekilde ticaret unvanı kullanılması durumunda tacirin basiretli davranma kuralına aykırılık teşkil edeceği kabul edilmiştir. 

Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 13.06.2022 tarihli, 2021/641 E. 2022/4804 K. sayılı ilâmı.

“…

Bölge Adliye Mahkemesince, tarafların ticaret sicil kaydından, aynı sektörde faaliyet gösterdikleri, davacının ticaret unvanının davalıdan daha eski ve 13/12/1984 tarihli olduğu, davacının giyim/tekstil eşyaları ve mağazacılık sınıfında tescilli “GENCALLAR” ibareli markalarının bulunduğu, davalının ticaret unvanının çekirdek unsurunun “GENCALLAR” ibaresi olduğu, bu ibarenin yanına getirilen Tekstil ve Gıda ibaresinin faaliyet gösterilen alanı gösterdiği ve ayırt ediciliğinin bulunmadığı gibi, davacının ticaret unvanının da GENCALLAR GİYİM SAN. Ve TİC. A.Ş. olduğu, ticaret unvanlarının birbiri ile karıştırılma ihtimali bulunduğu, davalı şirketin 1984 tarihinden beri sektörde faaliyet gösteren ve 2000 yılından beri tescilli markaları bulunan davacıdan haberdar olmadığının düşünülemeyeceği, davalı şirket ortak ve yetkilisinin soy ismi GENCAL ise de, davalının soy ismini davacının kullandığı şekilde GENCALLAR şeklinde kullanarak, yanına ayırt edici ibare getirmeksizin kullanarak sicile tescil ettirmesinin basiretli tacirden beklenen özenli davranış şekline uymadığı, TTK 45, 50 ve 52/1. maddesi gereğince davacının ticaret unvanının çekirdek unsuru ve tescilli markası olan GENCALLAR ibaresinin, davalının ticaret unvanından terkinini talep edebileceği, davalının GENCALLAR ibaresini, ticaret unvanı dışında, davacı markalarının tescil sınıflarına dahil mal ve hizmetlerde markasal olarak kullandığına dair somut delil sunulmadığı, markalarına tecavüz ve haksız rekabet davasının ve tazminat koşullarının gerçekleştiğinin ispatlanamadığı, tescilli ticaret unvanı kullanımının da hukuka aykırılık teşkil etmediği, mahkemenin bu kısma yönelik red kararının yerinde olduğu, reddedilen her bir dava yönünden ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesinde de usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine, somut olayda 4 yılın sessiz kalmak suretiyle dava açma hakkının yitirilmesi için yeterli olmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin zamanaşımı yönünden istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiştir.

Karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre, yapılan istinaf başvurusunun HMK’nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.”

Piyasada yaygın olarak kullanılan, yani herkesin bildiği, tanıdığı bir ürünü kendi tasarımıymış gibi tescil ettiren tacirin basiretli iş adamı gibi hareket etmediği ve iyiniyet iddiasında bulunamayacağı kabul edilmiştir.  

Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 20.03.2014 tarihli, 2012/14460 E. 2014/5458 K. sayılı ilâmı.

“…davalılardan basiretli bir tacir olmasının beklenmesi nedeniyle (TTK m.20/2), içinde bulundukları ilgili piyasada daha önce kamuya sunulmuş olan ürünler hakkında yeterli derecede bilgiye sahip olduklarının kabulünün gerekmesine, buna rağmen davalıların piyasada yaygın olarak kullanılan bir ürünü kendi tasarımıymış gibi tescil ettirmelerinin, herkesin haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorunda bulunduğuna, durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kişinin iyiniyet iddiasında bulunamayacağına dair TMK’nın 2. maddesine aykırı olmasına, bu itibarla davalıların endüstriyel tasarım tescillerinde uygulanan incelemesiz sistemden yararlanarak tescilini sağladığı, ancak daha sonra yeni ve ayırt edici niteliğinin bulunmaması nedeniyle koruma kapsamında olmadığı mahkemece belirlenerek hükümsüzlüğüne karar verilen “harc-ı alem” tasarım tescili ve bu tescile dayalı haklarının, 554 sayılı KHK’nın 45/1. maddesi hükmü uyarınca hiç “doğmamış” sayılmasına ve gerçekte var olmayan bir hak iddiası ile davacı tarafta oluşmasına neden olunan zararların tazmininin ve davacı işletmesindeki üretim araçlarına el konulması sebebiyle davacının üretim yapmasının bir hakka dayalı olmaksızın kötüniyetle engellenmiş olduğunun, somut olaydaki hükümsüzlük kararı ve açıklanan dosya kapsamı ışığında kabulünün gerekmesine, bu durum karşısında mahkemece, meydana gelen zararın davalılardan tazmini yoluna gidilmesinde bir isabetsizliğin bulunmamasına, Yargıtay HGK.’nın 27.03.2013 gün ve 2013/11-209 E.-2013/399 K. sayılı kararının da bu yönde olmasına göre, davalılar vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.“

Marka hukukunda ise, basiretli tacir ilkesinin farklı farklı sonuçları görülmektedir. Bunlardan birincisi, marka hukukunda kötüniyet nisbi ret sebebi ve aynı zamanda hükümsüz sebebi teşkil ettiğinden sonraki tarihli markayı tescil ettiren kişinin kötüniyetli olup olmadığını belirlerken, eğer bu kişi tacirse aynı sektörde aynı piyasada daha önceden kullanılmış, iltibasa yol açabilecek bir marka varsa tacirin, önceki tarihli markayı bildiğini ve yeni, iltibasa yol açacak markayı tescil ettirirken kötüniyetli davrandığı sonucuna daha emin ve net bir şekilde (daha kolay) ulaşılır. 

Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 25.03.2014 tarihli, 2013/16883 E. 2014/5738 K. sayılı ilâmı.

“Mahkemece iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; davacı adına tescilli 2000/… nolu sektörel tanınmışlığı bulunan “…” markası ile davalı adına tescilli nolu “…” markasının esas unsurları olan “…” ve “…” ibareleri arasında ayırt edilemeyecek kadar benzerlik bulunduğu, her iki firmanın da tekstil alanında faaliyet gösterdiği, markaların aynı ve benzer emtia sınıfında tescilli oldukları, bu benzerliğin muhatap müşteri kitlesi bakımından iltibasa sebebiyet verdiği, İngilizce’de “çorap” anlamına gelen “…” kelimesinin davalı markasına herhangi bir ayırt edicilik katmadığı, davalının tescilinin [6762 sayılı] TTK’nın 20. maddesindeki basiretli tacir kriteri ve MK’nın 2. maddesindeki iyi niyet prensibi birlikte değerlendirildiğinde kötü niyetli olduğu gerekçesiyle, davanın kabulüne, davalı adına tescilli …nolu “…” ibareli markanın iptal/hükümsüzlüğüne, sicilden terkinine karar verilmiştir.

Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.

Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.”

Marka hukukunda sessiz kalma yoluyla hak kaybı konusunda kişiler, basiretli tacir yükümlülüğü altındaysa ve uzun süreden beri birbirlerinin markaları aynı sektörde kullanılıyorsa bu durumda, tarafların birbirinin markalarından haberdar olduğu ve sessiz kalmak suretiyle birbirlerinin markalarını kullanmalarına muvafakat ettikleri kabul edilmektedir. 

Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 26.01.2011 tarihli, 2009/7692 E. 2011/808 K. sayılı ilâmı.

“…her iki şirket de çok uzun yıllardan beri ticari faaliyet gösterdiklerinden 1970’li yılların başından itibaren birbirinden haberdar olduğu ya da TTK’nun 20/2 nci maddesi gereğince basiretli tacir olarak birbirlerinden haberdar olduklarının kabulünün gerektiği, her iki tarafın da “SELÇUK” ibaresini içeren karşılıklı markasal kullanımına 1970 yılından bu yana katlandıkları, bu duruma uzun süre sessiz kaldıkları için her birinin diğerinin bu şekildeki markasal kullanımına zımnen icazet verdiği, sesiz kalma yoluyla her iki tarafın da hak kaybına uğradığı, yaklaşık 30 yıllık sessiz kalma döneminden sonra bu hükümsüzlük davasının iyiniyetli görülemeyeceği, davalıya ait olup hükümsüzlüğü istenen markanın tescil tarihini 1999 olmasının sonucu değiştirmeyeceği zira tarafların karşılıklı olarak haberdar oldukları ve zımnen icazet verdikleri, rıza gösterdikleri markasal kullanımın çok eski tarihlerden itibaren sözkonusu olduğu sonucuna varılarak, davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.”


“Basiretli bir iş adamı gibi davranması gereken tacirin satışa sunduğu ürünlerin taklit marka taşıdığını bilmesi gerektiği” hakkında Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 25.02.2015 tarihli, 2014/16190 E. 2015/2521 K. sayılı ilâmı.

Son olarak, ispat yükü ve ispat araçları bakımından basiretli tacir kavramı bir farka yol açar mı? Burada dört farklı karar paylaşılmış olup; bunların bir kısmında ispat yükünü değiştiren veya hangi araçlarla ispatın yapılacağını araştıran bir husus söz konusu değildir ama basiretli tacir kavramına atıf yapılmıştır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2021 tarihli bir kararında, senetle ispat kuralının aslında kanunda yer almayan ama Yargıtay uygulamasıyla gelişen istisnalarından biri olarak nitelendirilebilecek “hayatın olağan akışına aykırılık durumunun” basiretli tacir tarafından ileri sürülmesinin daha sınırlı daha zor olacağı yönünde karar vermiştir. Karardan görüleceği üzere, her tacirin bütün faaliyetlerinde basiretli iş adamı gibi hareket etmesi gerekir. Öngörülü bir tacirden beklenmesi gereken özenin gösterilmesi zorunlu olduğundan bir hukuk kuralına dayanmaksızın olaylara yorum getirmede kullanılan ve hayat tecrübesi kurallarıyla oluşturulan ölçü ve prensiplerinden biri olan hayatın olağan akışı kriterinin senetle ispat zorunluluğuna ilişkin kuralı değiştirmeyeceği/bertaraf etmeyeceği açıktır şeklinde hüküm verilmiştir. 

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 08.04.2021 tarihli, 2017/425 E. 2021/440 K. sayılı ilâmı.

“Özel Dairenin bozma kararında davacı şirketin 22.02.2008 tarihinde sözlü olarak kırk mağaza için sipariş verildiği iddiasının, taraflar arasındaki ilişkinin yürüyüş şekline ve hayatın olağan akışına uygun olduğu belirtilmiştir. Ne var ki her iki tarafın tacir olduğu ve işin tarafların ticari işletmesiyle ilgili olduğu, ticari kayıtların esas alınmasının gerekli olduğu somut olayda; dava tarihinde ve uyuşmazlığın ortaya çıktığı tarihte yürürlükte bulunan ve uygulanması gereken mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 20/2. maddesindeki (6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 18/2) düzenlemeye göre her tacirin, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi, başka bir anlatımla aynı ticaret alanında faaliyet gösteren tedbirli ve öngörülü bir tacirden beklenen özeni göstermesi zorunlu olduğundan; bir hukuk kuralına dayanmaksızın, olaylara yorum getirmede kullanılan ve hayat tecrübesi kuralları ile oluşturulan ölçü ve prensiplerden biri olan ‘‘hayatın olağan akışı’’ kriterinin, ‘‘senetle ispat zorunluluğu’’na ilişkin kuralı değiştiremeyeceği de açıktır.“


“Tacirin basiretli davranarak sigorta sözleşmesinden kaynaklı uyuşmazlıklarda ispat sorunlarını aşmak için belgeler dizisi (belgeler zinciri) oluşturması gerektiği” hakkında Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 15.01.2020 tarihli, 2019/2443 E. 2020/425 K. sayılı ilâmı.

“Bankanın yangın sebebiyle zayi olan kredi sözleşmesinin bir suretini bilgisayar ortamında saklamasının basiretli bir tacir gibi davranma yükümlülüğünün gereği olduğu” hakkında Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 27.09.2018 tarihli, 2016/14611 E. 2018/5792 K. sayılı ilâmı.

“Basiretli tacirin henüz teslim almadığı mallara karşılık verdiği çekleri yazılı bir belgeye bağlaması gerektiği” hakkında Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 20.03.2023 tarihli, 2021/7369 E. 2023/1678 K. sayılı ilâmı. 

“Basiretli tacirin teslim almadığı mala ilişkin faturaları ticari defterlerine kaydetmemesi gerektiği” hakkında Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 22.06.2021 tarihli, 2020/6297 E. 2021/5282 K. sayılı ilâmı.


[3] Gerçek kişi yöneticiler bakımından konu tartışılabilir olmakla birlikte, tüzelkişi yönetici (TTK m. 359) bakımından tedbirli yöneticinin göstermesi gereken özenin, basiretli tacir ölçütünde ele alınması gerektiğinin tartışmasız olarak kabul edilebileceği söylenebilir [RG]. 

[4] Şirket yöneticisinin/yöneticilerinin sorumluluğu bakımından eski tarihli, ancak dikkate şayan bir karar olarak bkz. “Davalıların yönetim kurulu başkan ve üyesi olarak sorumluluğuna gelince bu sorumluluğun Türk Ticaret Kanununun 336. maddesinin 5. fıkrası gereğince, görevin ifasında kasıt veya ihmal sonucu olarak yükümlülüklerine aykırı davranıp davranmamış olmalarına göre tayini iktiza eder.

Davalıların mensubu oldukları yönetim kurulu anonim şirketin yönetim görevini ifa eder. Şirketi temsilen faaliyette bulunan yönetim kurulunun, ticaret şirketinin iştigal konularına giren bütün faaliyetlerinde (Basiretli bir iş adamı) gibi hareket etmesi lazımdır. Bunun önemli bir kıstası da herhangi bir faaliyetin şirket menfaatına, yararlı olup olmadığıdır. Bu itibarla yönetim kurulu mensuplarının sorumluluğunda bu kıstasın esas alınması gerekir. Sorumluluğa karşılık ticarî hayatın icap ettirdiği yetkilerin tanınmaması basiretli iş adamı gibi hareket etmek olanağını ortadan kaldırır.

Olayda mukavele ile tespit edilen % 4 komisyonun % 12’ye çıkarılmasının nedeni olarak, şirketin satış fiatı ile ihraç fiatı arasındaki farkını dava dışı F2 firmasına intikal ettirilmesi olarak savunulmuştur. Şu halde bu yön üzerinde de durulması davacı defterlerinin ve gerekirse F2 firmasına ait defterlerin de incelenmesi lazımdır.

Bundan başka savunmada, 1964 yılında 4.000 ton stok mal bulunduğu buna karşılık ancak 400 ton satılabildiği ve stokun eritilebilmesi için sorumlulukları iddia edilen komisyon miktarının yükseltilmesi ve satış tenzilatı yapılması gibi [tedbirlere] başvurdukları ileri sürülmüştür. Şu halde davalılara atfedilen, akdin feshi ve diğer hareketleri neticesinde şirketin gerçekten bir zararının doğup doğmadığının veya bu faaliyetlerin şirket menfaatine olup olmadığının o tarihteki stok miktarı, satış durumu, piyasa ve ihraç fiatları bakımlarından incelenmesi, o yılın önceki ve sonraki yılların bilançolarının gözönünde tutulması lazımdır.

Bu suretle davalıların basiretli bir iş adamı gibi mi yoksa şirket zararına ve keyfi olarak hareket eden kimseler mi oldukları tayin ve takdir edilmelidir. Bütün bu hususların ve bu açıdan şirket zararı gerçekleşiyorsa miktarının yetenekli bilirkişiler aracılığı ile saptanması ve sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken mücerret komisyon miktarının arttırılmasına ve satış tenzilatı ile vergi iadesine dayanan bilirkişi raporunun esas tutularak hüküm tesisinde isabet görülmemiştir.

Nihayet dosya arasında anonim şirket genel kurulunun davalılar hakkında dava açılmasını içeren kararına rastlanamadığı gibi, mahkeme kararının gerekçesinde de Genel Kurul kararının ibraz edildiğine ve incelendiğine ilişkin bir ibare bulunamamıştır. Türk Ticaret Kanununun 341. maddesi gereğince bu husustaki genel kurul kararı davanın açılması koşuludur.” Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 17.12.1974 tarihli, E. 1974/3677 K. 1974/3733 sayılı ilâmı (Eklenme tarihi: 2026-03-11.).

Page 2 of 3
Prev123Next
Etiketler: 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunuağırlaştırılmış özen yükümüBasiretli İş AdamıBasiretli İş Adamı Gibi Davranma Gerekliliğidürüstlük kuralıgerçek kişi ticari işletmesiiçtihatiyiniyetkusurmüterafik kusursempozyumsorumluluksözleşmeleri ifasısözleşmelerin kurulmasısözleşmelerin yorumlanmasısözleşmesel sorumluluktacirTacir Olmanın Hükümleriticaret hukukuticari işletmeticari işletme hukukuTTK 18TTK 18/2TTK 21türk ticaret kanunuyargıtayyargıtay kararıYargıtay Kararlarıyönetim kuruluyönetim kurulu üyesinin sorumluluğu

Son Yazılar

Güncel

Anonim Şirkette Pay Devrinin Sözleşme ile Sınırlandırılması

27 Aralık 2025
İstanbul, İstanbul, İstanbul
Güncel

İstanbul, İstanbul, İstanbul

6 Nisan 2025
Kripto Varlıklara İlişkin İkincil Düzenlemeler Resmî Gazetede Yayımlandı
Mevzuat

Kripto Varlıklara İlişkin İkincil Düzenlemeler Resmî Gazetede Yayımlandı

13 Mart 2025
İşletmenin Muhasebesiyle İlgili Olmayan Ticari Defterlerin Elektronik Ortamda Tutulması Hakkında Tebliğ
Güncel

İşletmenin Muhasebesiyle İlgili Olmayan Ticari Defterlerin Elektronik Ortamda Tutulması Hakkında Tebliğ

14 Şubat 2025
KURULUŞ VE ESAS SÖZLEŞME DEĞİŞİKLİĞİ BAKANLIK İZNİNE TABİ ŞİRKETLER
Güncel

6102 Sayılı Türk Ticaret Kanununa Göre Uygulanacak Olan İdari Para Cezalarına İlişkin Tebliğ

28 Aralık 2024
Genel Kurul Kararının İptalinin Talep Edilebilmesi İçin Kararın Tescil ve İlan Edilmesinin Gerekmediği Hakkında Kararlar
İçtihatlar

Somut Olayı Aşan Kararlar

7 Eylül 2024

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Abonelik Formu!

Asla spam gönderilmez.

Kategoriler

  • Akademik Çalışmalar (2)
  • Faydalı Linkler (4)
  • Güncel (52)
  • İçtihatlar (32)
  • Kütüphane (18)
    • Genel (6)
    • Mevzuat (6)
    • Özel Hukuk (3)

En Yeni Yazılar

Güncel

Tacirin Basiretli İş Adamı Gibi Hareket Etme Yükümü (TK m. 18/2)

Yazar: Rıza GÜNDOĞDU
31 Ocak 2026
0

Sayın Dr. Numan Sabit SÖNMEZ tarafından Yürürlüğünün 12. Yılında ve Yargıtay Kararları Işığında Türk Ticaret Kanunu Sempozyumunda (VIII) sunulan tebliğe...

Read more
Güncel

Anonim Şirkette Pay Devrinin Sözleşme ile Sınırlandırılması

Yazar: Rıza GÜNDOĞDU
27 Aralık 2025
1

Sayın Hâkim Dr. Orhan SEKMEN tarafından Yürürlüğünün 13. Yılında ve Yargıtay Kararları Işığında Türk Ticaret Kanunu Sempozyumunda (IX) sunulan tebliğe...

Read more
Genel Kurul Kararının İptalinin Talep Edilebilmesi İçin Kararın Tescil ve İlan Edilmesinin Gerekmediği Hakkında Kararlar
İçtihatlar

Şirketler Hukukunda Tahkim (Mahkeme Kararları)

Yazar: Rıza GÜNDOĞDU
10 Ekim 2025
0

Şirketler hukukunda tahkim konusunda verilmiş mahkeme kararları.

Read more
İstanbul, İstanbul, İstanbul
Güncel

İstanbul, İstanbul, İstanbul

Yazar: Rıza GÜNDOĞDU
6 Nisan 2025
0

2016 yılında yazdığım "İstanbul, İstanbul, İstanbul" isimli şiirim.

Read more

Hakkımda

Bu site vasıtasıyla; sosyal ve mesleki olarak yararlandığım bilgileri sistemli ve paylaşılabilir olarak arşivlemek; yargı kararları, bilimsel çalışmalar/etkinlikler ve güncel hukuki haberler/gelişmeler paylaşmayı amaçlamaktayım.

Kategoriler

  • Akademik Çalışmalar
  • Faydalı Linkler
  • Genel
  • Güncel
  • İçtihatlar
  • Kütüphane
  • Mevzuat
  • Özel Hukuk

Son Yazılar

  • Tacirin Basiretli İş Adamı Gibi Hareket Etme Yükümü (TK m. 18/2)
  • Anonim Şirkette Pay Devrinin Sözleşme ile Sınırlandırılması
  • Şirketler Hukukunda Tahkim (Mahkeme Kararları)
  • Hakkımda
  • Yasal Uyarı & Bilgilendirme
  • İletişim

© 2021 www.rizagundogdu.com.tr - Tüm Hakları Saklıdır.

No Result
View All Result
  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Akademik Çalışmalar
  • Güncel
  • İçtihatlar
  • Diğerleri
    • Faydalı Linkler
    • Kütüphane
    • İletişim

© 2021 www.rizagundogdu.com.tr - Tüm Hakları Saklıdır.

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Create New Account!

Fill the forms bellow to register

All fields are required. Log In

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In