12 Şubat 2026
Rıza GÜNDOĞDU
No Result
View All Result
  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Akademik Çalışmalar
  • Güncel
  • İçtihatlar
  • Diğerleri
    • Faydalı Linkler
    • Kütüphane
    • İletişim
Rıza GÜNDOĞDU
No Result
View All Result

Anonim Şirkette Pay Devrinin Sözleşme ile Sınırlandırılması

Sayın Hâkim Dr. Orhan SEKMEN tarafından Yürürlüğünün 13. Yılında ve Yargıtay Kararları Işığında Türk Ticaret Kanunu Sempozyumunda (IX) sunulan tebliğe ilişkin notlar ve tebliğ akabinde gerçekleştirilen tartışma ve açıklamaların derlemesi.

Rıza GÜNDOĞDU Yazar: Rıza GÜNDOĞDU
27 Aralık 2025
Kategori: Güncel
Reading Time:52min read
0
3
PAYLAŞIM
275
OKUNMA
Paylaşın!Paylaşın!Paylaşın!Paylaşın!Paylaşın!Paylaşın!
ANONİM ŞİRKETTE PAY DEVRİNİN SÖZLEŞME İLE SINIRLANDIRILMASI[1]

Tebliğin kapsamı; anonim şirkette pay devrinin sözleşme ile sınırlandırılması, ilgili kavram kapsamında sözleşmesel sınırlama, sınırlamanın geçerliliği ve ilgili hükümlerin Yargıtay kararlarına yansımasıdır. 

Pay kavramı, anonim şirkette merkez kavram olup; sermayenin merkez kavramıdır. Doktrinde ve Yargıtay kararlarında paya birden fazla anlam verilmektedir. Pay, sermayenin belirli sayıda birim değere bölünmüş olan bir parçasını ifade etmektedir. Diğer bir anlamı ise ortaklık sıfatını ifade etmektedir. Yine, pay kendisinden doğan hakların ve borçların kaynağıdır. Son olarak pay kavramı, pay senediyle eş anlamlı olarak kullanılmaktadır (Bu açıklamalar için bkz. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 21.02.2024 tarihli, 2022/4692 E. 2024/1327 K. sayılı ilâmı.). 

Bilindiği üzere pay, kuruluşta esas sözleşmenin sermaye artırımında da ilgili genel kurul kararının ticaret siciline tescil edilmesiyle kendiliğinden oluşur. Bu durumda tescil, payın oluşmasında kurucu etkiye sahiptir. 

Kanuna göre, iki tür pay senedi olduğu görülür: 1- Nama yazılı pay senetleri 2- Hamiline yazılı pay senetleri. Bunun dışında Yargıtay uygulamasında ve doktrinde belirtildiği üzere “çıplak pay” terimine yer verilmektedir. Çıplak pay, kanuni bir terim olmayıp; henüz pay senetleri bastırılmayan payları ifade etmektedir. 

Bir diğer kavram da, ilmühaberdir. Pay senetleri çıkarılmadan ilmühaber çıkarılabilmektedir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (“6102 sayılı TTK” ya da “TTK”) m. 486’ya göre, hamiline yazılı senetler için çıkarılan ilmühaberler de nama yazılı pay senedi hükmündedir. 

Pay Devrinin Serbestliği İlkesi

Pay devrinin serbestliği ilkesi, özünde pay sahibinin payını dilediği zamanda dilediği kişiye devredebilmesi özgürlüğünü ifade etmektedir. Kural, payın serbestçe devredilmesi, istisna olarak da kanunda sınırlandırılması olarak düzenlenmiştir.

rizagundogdu.com.tr
rizagundogdu.com.tr

Pay devrinin sınırlandırılması, Yargıtay kararlarında ve doktrinde “bağlam” olarak da ifade edilmektedir, ancak eski Türk Ticaret Kanununda (6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu) ne de 6102 sayılı TTK’da bağlam kavramına yer verilmemiş; bunun yerine pay devrinin sınırlandırılması kavramı kullanılmıştır. Kanuni terim pay devrinin sınırlandırılmasıdır. 

Hukukumuzda yalnızca, Kooperatifler Kanununun (1163 sayılı Kooperatifler Kanunu) 11. maddesinde bu kavrama yer verilmiştir (“II – Ortaklıktan çıkmanın sınırlandırılması: Madde 11 – Kooperatiften çıkma hakkının kullanılması, anasözleşme ile en çok 5 yıl için sınırlandırılabilir. Haklı ve önemli sebeplerle bu süreden evvel çıkabileceği hususunda Anasözleşmeye hüküm konulabilir. Bir ortağın hiçbir suretle kooperatiften çıkamıyacağına dair bağlamalar hükümsüzdür.”). 

Bağlam, nama yazılı pay senetlerinin devrini bazı şartlara bağlayan ya da herhangi bir şarta tabi tutmadan kısıtlayan ya da tamamen yasaklayan hükümlerdir. Diğer bir ifadeyle bağlam, devri kısıtlayan ya da yasaklayan “bağ” anlamına gelmektedir. 

Kanuni düzenlemeye bakıldığında; iki tür sınırlama olduğu görülür:

1- Kanuni bağlam

2- Sözleşmesel bağlam 

Bağlamın kabul edilmesindeki temel amaçlar;

  • Şirketin malvarlığının ve sermayesinin korunması,
  • Şirketin özgün niteliklerinin ve bağımsızlığının korunması (şirket pay sahipleri çevresinin korunması önem arz eder, zira işletmenin  başarısı ve devamlılığı pay sahiplerinin bilgi, beceri ve performansına bağlı olabilir.) ve
  • Şirketi yabancılaşmaya karşı korumaktır (şirketin şirkete zarar verebilecek kişilerin eline geçmesinin önlenmesi ve spekülatif pay devirlerine engel olunabilmesidir.).

Bu hususta Yargıtay kararlarına bakıldığında; 6102 sayılı TTK’nın ilgili hükümleri uyarınca, devir olgusunun diğer pay sahiplerini beklenmedik veya istenmeyen durumlarla karşı karşıya kalmasını önlemek amacıyla esas sözleşmeye nama yazılı payların devrini kısıtlayan veya tamamen yasaklayan konulabilir ki [kanaatimce, anonim şirketlerde pay devrinin tamamen yasaklanması söz konusu olamaz!], bu hükümler bağlamı meydana getirir ve bu tür senetlere de bağlı nama yazılı senetler denir. Yine bir başka Yargıtay kararında da, pay devir olgusunun pay sahiplerini beklenmedik ya da istenmeyen durumlarla karşı karşıya kalmasını önlemek amacıyla esas sözleşmeye nama yazılı hisse senetlerinin devrini kısıtlayan ya da tamamen yasaklayan hükümler konulabileceğinden bahsedilmiştir (Tebliğde bahsedilen kararlar şu şekildedir: Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 08.02.2018 tarihli, 2016/7630 E. 2018/878 K. sayılı ilâmı ve 12.03.2024 tarihli, 2022/7417 E. 2024/2015 K. sayılı ilâmı.). 

Bağlamın yasal dayanağı, 6102 sayılı TTK m. 490 vd. hükümlerinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Bu Tebliğin konusu sadece borsaya kote edilmemiş payların esas sözleşmeyle sınırlandırılmasıdır.

Kanuni bağlamın (bedeli tamamen ödenmemiş nama yazılı paylar) yasal dayanağı: TTK m. 491 hükmüdür. Bu hükümle, bedeli tamamen ödenmemiş nama yazılı payların devri sınırlandırılmıştır.

Esas sözleşmesel bağlamın yasal dayanakları:

«Esas sözleşme içeriği» TTK m. 339/2-d: Pay devrinin sınırlandırılması.

TTK m. 492: Esas sözleşmeyle sınırlama ilkeleri düzenlenmiştir.

TTK m. 493 vd.: Esas sözleşmeyle sınırlama ilkelerinin borsaya kote edilmiş şirketler ile borsaya kote edilmemiş şirketlerde nasıl uygulanacağı düzenlenmiştir.

TTK m. 493 ve 494: Borsaya kote edilmemiş nama yazılı paylara ilişkin,

TTK m. 495: Borsaya kote edilmiş nama yazılı paylara ilişkindir.

Pay sahipleri sözleşmesi, borçlar hukuku sözleşmesi olup; nispî etkiye sahiptir. Yani, esas sözleşme gibi mutlak etkisi yoktur (Anayasa m. 48, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 26.).

Kanuni Bağlam

D) Devrin sınırlandırılması

I – Kanuni sınırlama

MADDE 491– (1) Bedeli tamamen ödenmemiş nama yazılı paylar, ancak şirketin onayı ile devrolunabilir; meğerki, devir, miras, mirasın paylaşımı, eşler arasındaki mal rejimi hükümleri veya cebrî icra yoluyla gerçekleşsin.

(2) Şirket, sadece, devralanın ödeme yeterliliği şüpheli ise ve şirketçe istenen teminat verilmemişse onay vermeyi reddedebilir.

Bu hükme göre, bedeli tamamen ödenmemiş nama yazılı paylar ancak şirketin onayıyla devrolunabilir; meğerki, miras gibi kanuni geçiş hâllerinden biri kapsamında gerçekleşmiş olsun. Şirket sadece, devralanın ödeme yeterliliği şüpheli ise ve şirketçe istenen teminat verilmemişse onay vermeyi reddedebilir. Madde gerekçesine bakıldığında; bu sınırlamanın temel amacının sermayenin korunması olduğu görülür. Buradaki kanuni bağlam terimiyle, çıplak veya senede bağlanmış payların devirlerinin kanunla sınırlandırılması yani, yönetim kurulunun devri reddi kanuna dayanarak reddedebileceği hâller ifade edilmektedir.

Bu hüküm, ödenmemiş pay bedelini güvenceye almaktadır.

II – Esas sözleşmeyle sınırlama

  1. İlkeler

MADDE 492– (1) Esas sözleşme, nama yazılı payların ancak şirketin onayıyla devredilebileceğini öngörebilir.

(2) Bu sınırlama intifa hakkı kurulurken de geçerlidir.

(3) Şirket tasfiyeye girmişse devredilebilirliğe ilişkin sınırlamalar düşer.

Esas sözleşmesel bağlam ise TTK m. 492’de düzenlenmiş olup; hükme göre, esas sözleşme nama yazılı payların ancak şirketin devredilebileceği öngörebilir. Bu sınırlama, intifa hakkının kurulmasında da geçerlidir.  Ancak şirket tasfiyeye girmişse, tasfiye halinde bu sınırlamalar düşer. Bu hüküm, ister borsaya kote edilmiş olsun ister olmasın tüm nama yazılı payların devrinde, sınırlamayı düzenlemektedir.

Bu hüküm, pay devrinin sınırlandırılmasında ilkeyi düzenlemiş olup; ilkenin geçerlilik şartları ile uygulamasının nasıl olabileceği ise, takip eden maddelerde (TTK m. 493 vd.), hisse senetleri borsaya kote edilmiş şirketler ile borsaya kote edilmemiş şirketlerde ayrı ayrı gösterilmiştir. İntifa hakkının açıkça düzenlenmesinin nedeni, intifa hakkı sahibinin oy hakkının olmasıdır [Bkz. “MADDE 432– (2) Bir payın üzerinde intifa hakkı bulunması hâlinde, aksi kararlaştırılmamışsa, oy hakkı, intifa hakkı sahibi tarafından kullanılır. Ancak, intifa hakkı sahibi, pay sahibinin menfaatlerini hakkaniyete uygun bir şekilde göz önünde tutarak hareket etmemiş olması dolayısıyla pay sahibine karşı sorumludur.”]. Rehin hakkı sahibine bu hak tanınmadığından esas sözleşmenin böyle bir bağlam getirmesi kanuna aykırı olur.

Sözleşemesel Bağlamın Oluşturulması Hâlleri

1- Bağlamın, şirketin kuruluşunda esas sözleşme ile oluşturulması (TTK m. 339/1-d; m. 492)

2- Bağlamın sonradan oluşturulması

  • Esas sözleşme değişikliği ile nama yazılı paylara devir kısıtlaması getirilmesi, bu husus ağır bir nisapla yapılabilir (TTK m. 421/3-b ve c: sermayenin %75’inin olumlu oyu),
  • Var olan sınırlamaların sonradan esas sözleşme değişikliği ile ağırlaştırılması ve
  • Pay senetlerinin türünün değiştirilmesi ile pay devrinin kısıtlanmasıdır (Hamiline yazılı payların nama yazılı bağlı senetlere dönüştürülmesi hâlinde pay devri sınırlandırılmış olur.). Zira esas sözleşme ile aksi düzenlenmemişse, payın türü dönüştürme yolu değiştirilebilir. Dönüştürme esas sözleşme değişikliği ile yapılır (TTK m. 485).
Bağlamın Sınırları

Esas sözleşemesel bağlamın sınırları, TTK’daki bağlam hükümlerinin sınırlarıdır. Yani, sözleşmesel bağlam ancak, TTK’nın bağlam hükümlerinin çizdiği sınırlar içinde getirilirse geçerli kabul edilebilir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 08.09.2022 tarihli, 2021/3132 E. 2022/5657 sayılı ilâmı.

«…şirket ana sözleşmesindeki pay devrini kısıtlayan hükümlerin 6102 sayılı TTK’daki kısıtlamaları aşan şartlar taşıdığı ve süresinde ana sözleşme değişikliği yapılmadığı, bu nedenle ana sözleşme hükümlerinin 6102 sayılı TTK karşısında geçerliliğinin kalmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Ancak 6102 sayılı TTK’nın 492. maddesinde öngörülen bağlam kuralı, anasözleşmedeki bağlam kuralını ortadan kaldıracak nitelikte değildir. Diğer bir deyişle anasözleşmenin 8/C-c. maddesi ortaklar arasında eşitlik ilkesini bozan bir hüküm içermemektedir. O halde davalı şirketin yönetim kurulunun, şirket anasözleşme hükmüne aykırı olarak pay devrinin onaylanması yönündeki kararı ana sözleşmedeki bağlam kuralına aykırıdır. Buna göre açıklanan nedenlerle istinaf mahkemesince davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.»

Bilindiği üzere, 6102 sayılı TTK, eski Türk Ticaret Kanuna göre pay devrinin sınırlandırılmasını daraltmıştır. Bağlamın geçerliliği ile ilgili ilk hüküm TTK m. 493’tür. Bu hükmün birinci fıkrasına göre, şirket esas sözleşmesinde öngörülmüş önemli bir sebebi ileri sürerek veya devredene, paylarının, başvurma anındaki gerçek değeriyle, kendi veya diğer pay sahipleri ya da üçüncü kişiler hesabına almayı önererek, onay vermeyi reddedebilir.

Şirket haklı görülebilecek her türlü sebebi «haklı sebep» olarak esas sözleşmesine koyabilir mi? Bu sorunun cevabını, TTK m. 493/2 hükmü vermektedir: “…pay sahipleri çevresinin bileşimine ilişkin esas sözleşme hükümleri, şirketin işletme konusu veya işletmenin ekonomik bağımsızlığı yönünden onayın reddini haklı gösteriyorsa, önemli sebep oluşturur.”

Bu hükme göre, bir sebebin şirket yönünden önemli olabilmesi için hükümde belirtilen üç kategoriden birine girmesi gerekir. Ret için haklı sebepler üç kategoriden oluşur:

1- Pay sahipleri çevresinin bileşimi,

2- İşletme konusu ve

3- İşletmenin ekonomik bağımsızlığı.

Hükümden hareketle haklı sebep; esas sözleşmeden anlaşılan pay sahipleri çevresinin bileşimini koruyacak nitelikte olmalıdır. Yani, pay sahipleri bileşimi esas sözleşmeden anlaşılmalı ve bu bileşim işletmenin ya konusuyla ya da ekonomik bağımsızlığı ile ilgili olmandır. Pay sahipleri çevresini koruyacak nitelikte olmayan herhangi bir sebep, sayılan üç kategori kapsamında haklı sebep olarak Dairece (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi) kabul edilmemektedir.

Haklı sebep, borçlar hukuku ile şahıs şirketleri hukukunda geçerli olan, ilişkiyi çekilmez hâle getirmeden farklı olarak, şirket yönünden önemli olan sebebi ifade eder. Bu da, sebebin anonim şirketin pay sahipleri çevresini koruyacak nitelikte olmasını gerektirir.

Örneğin, pay sahiplerinin doktorlardan, bankacılardan, mimarlardan, zeytin veya pancar üreticilerden olacağı esas sözleşmede açıkça belirtilmelidir.

Haklı sebepler sınırlı sayıda (numerus clausus) değildir. Ancak, anılan kategoriler kapsamında olmalıdır. Bu üç kategori kapsamına girmeyen haklı sebepler geçersizdir.

TTK m. 493/2 Kapsamında Önemli Sebep Sayılabilecek Hâller
Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin kararlarında ve doktrinde de kabul edildiği üzere, TTK m. 493 kapsamında önemli sebep sayılabilecek hâller şu şekilde sıralanabilir:
  • Bir mesleğe mensubiyet (anonim şirketin belirli bir meslek grubu tarafından kurulması ve esas sözleşmesinde pay sahiplerinin o meslek mensuplarından olması gerektiğinin belirtilmesi; örneğin doktorlar, mali müşavirler, bankacılar, mühendisler, pancar üreticiler vs.),
  • Anonim şirketin rakibi ve rakibiyle ilgili kişiler (örneğin, rakibin yavru ortaklıkları, yöneticileri, çalışanları, vekil ve danışmanları gibi.) pay devrinin yapılmasının esas sözleşmede yasaklanması, bu durumun işletmenin bağımsızlığı ile ilgilidir. Meğerki devir miktarı önemsiz derecede düşük olsun [H.N.: Kanaatimce bu hususa katılmak mümkün değildir, zira bir adet pay sahibi olmanın dahi genel kurul kararının iptali davası açma hakkını bahşettiği düşünüldüğü takdirde bu hususun şirketi sekteye uğratabilmesi göz ardı edilmemelidir.].

“İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, faaliyet konuları ile çalışma şekilleri, işletme konuları ve ekonomik bağımsızlık dikkate alındığında, davalı şirketin paylarının önemli bir kısmının davalı şirket ile aynı serbest bölgede faaliyette bulunan davacı şirket adına kayıt edilmesi istemini, TTK’nın 493/1. maddesi uyarınca devredene, payları başvurma anındaki gerçek değeriyle satın almayı önererek reddetmesinin kanuna uygun olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekilince istinaf talebinde bulunulmuştur.

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

TEMYİZ İNCELEMESİ

Dava, ortaklığın tespiti, nama yazılı pay senedinin tescili ile yönetim kurulu kararının iptali istemine ilişkindir.

Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 353/1-b(1) hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.”

Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 17.06.2025 tarihli, E. 2025/4640 K. 2025/4238 sayılı ilâmı (Eklenme tarihi: 2025-01-03).

  • Yabancılar, genel olarak tek başına bir husus olarak yabancılara pay devri yapılması ret için önemli sebep teşkil etmemekle birlikte, işletme konusu stratejik teknoloji ve savunma sanayi olan şirketlerde yabancıya pay devri yapılmasının sınırlandırılması haklı sebep olarak kabul edilmelidir. Bu hususta hukukumuzdaki sınırlamalar: TTK m. 940, 3568 sayılı Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu m. 4 hükmü gibidir.
  • Bir aileye mensup olma durumu (Tebliğ sahibi bu hususun tartışmalı olduğunu, çoğunluğun bu hususun bir haklı sebep teşkil ettiğini savunduğunu ancak, azınlıkta olan bir görüşün bu hususun haklı sebep teşkil etmediğini, zira bir aileye bir mensubiyetin şirketin işletme konusuyla ilgisinin olmadığını ileri sürdüğünü ifade etmiştir.),
  • Bir yöreye mensubiyet, işletme konusuyla ilgili olduğunda önemli sebep teşkil eder. Örneğin, İznik çiniciliği gibi bazı yöresel ürünlerin üretilmesinde beceri gerekmesi gibi.
Esas Sözleşmeye Dayalı Olarak Şirketin Onayı Reddedebileceği Dört Hâl:
  • Esas sözleşmede öngörülen haklı (önemli) bir sebebin bulunması,

Eğer bir sebep esas sözleşmede öngörülmemişse veya öngörülmüş olmasına rağmen devir işlemi o sebebin kapsamında yer almıyorsa haklı neden olarak kabul edilemez.

  • Devredene devir konusu konusu payların başvurma anındaki gerçek değeri ile kendi ve diğer pay sahipleri ya da üçüncü kişiler hesabına alınmasının önerilmesi (kaçış klozu),
  • Devralanın payları kendi adına aldığını açıkça beyan etmemesi hâlinde (muvazaalı devirlerin önlenmesi amacıyla Kanunda öngörülmüştür.) veya
  • Mülkiyetin kanunen geçtiği diğer hâllerde ise payların gerçek değeri ile alınmasının önerilmesidir. 

Kanunun birinci fıkrasında düzenlenen kaçış/kurtuluş klozu, devre konu payların gerçek değeri ile satın alınması önerisinde bulunulması, önemli sebeplerin yanında her hâlükârda şirkete uygun görmediği devirlerden kaçınma imkânı sağlamaktadır. 

⇒ Bağlam ancak esas sözleşmede düzenlenmiş bir hükümle oluşturulabilir. Bağlamın geçerli olması, bağlam için gösterilen sebebin önemli (haklı) olmasını gerektirir. Sebebin önemli kabul edilmesi, pay sahipleri çevresinin bileşiminin işletmenin konusu veya işletmenin ekonomik bağımsızlığıyla ilgili olmasına bağlıdır. 

⇒ Nama yazılı payların veya nama yazılı pay senetlerinin devri, belirli bir süre ile sınırlı olmak üzere esas sözleşmeyle yasaklanabilir.

⇒ Üçüncü kişilere yönelik getirilen pay devri sınırlaması, şirketin mevcut pay sahipleri yönünden hüküm ifade etmez.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 17.03.2025 tarihli, 2024/6481 E. 2025/1865 sayılı ilâmı.

«Uyuşmazlık, davalı anonim şirketin mevcut ortağı olan davacının, aynı şirketin dava dışı ortağından devraldığı nama yazılı payların kendi adına pay defterine kaydedilmeleri yönündeki taleplerinin reddine ilişkin davalı şirketçe gösterilen sebeplerin, Kanun’a ve şirket esas sözleşmesine aykırı olup olmadığı ile şirket ortakları arasındaki devirlerde bağlam hükümlerinin uygulanabilirliğinin bulunup bulunmadığına ilişkindir.

Bilindiği üzere nama yazılı senetler, Kanun’da veya esas sözleşmede aksine hüküm olmadıkça serbestçe devredilebilirler (TTK m. 490). Aynı Kanun’un 499/4 hükmü uyarınca da devrin ortaklığa karşı ancak pay defterine kayıt ile geçerli olacağı ve ortaklık sıfatının pay defterine göre belirleneceği düzenlenmiş olup, ortaklık, devir keyfiyetini esas sözleşmede gösterilen sebeplerle pay defterine kaydetmekten kaçınabilir. Ancak bu kaçınmanın herhangi bir gerekçe gösterilmeksizin yapılması mümkün değildir. Ayrıca 6103 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un (6103 sayılı Kanun) 28/7 hükmüne göre anonim ortaklıklarının Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde, esas sözleşmelerini değiştirerek TTK’nın 492 ile 498. maddelerine göre uyarlamak zorunda oldukları; aksi halde, bu sürenin dolması ile tüm sınırlamaların geçersiz hale geleceği hüküm altına alınmıştır.

…

TTK’nın “Borsaya kota edilmemiş nama yazılı paylar” kenar başlıklı 493. maddesinin birinci fıkrasında şirketin, esas sözleşmede öngörülmüş önemli bir sebebi ileri sürerek onay istemini reddedebileceği düzenlenmiştir. Hüküm, nama yazılı pay senetleri borsaya kote edilmemiş anonim şirketlerin, esas sözleşmelerine koyabilecekleri bağlam kurallarını düzenlemektedir. Bu maddede yer alan haklı sebebe dair bağlam, ancak esas sözleşmeye hüküm konulması sureti ile oluşturulabilir. Pay senedinin üzerine veya pay defterine yazılarak bağlam oluşturulamaz. Birinci fıkra, maddenin izleyen diğer fıkraları ile birlikte değerlendirildiğinde, anonim şirketlerin, her türlü görülecek sebebi “haklı sebep” olarak esas sözleşmeye koyamayacakları açıkça anlaşılacaktır. Haklı sebepler ikinci fıkrada belirtilen, yani kanunen gösterilmiş olan kategorilerden birine girmelidir. Sözü edilen fıkrada, pay sahipleri çevresinin birleşimine ilişkin esas sözleşme hükümleri, şirketin işletme konusu veya işletmenin ekonomik bağımsızlığı yönünden onayın reddini gösteriyorsa önemli sebep oluşturacağı belirtilmiştir. Ayrıca esas sözleşmede 493. maddenin ikinci fıkrasına göndermede bulunmak da yeterli değildir. Bu bağlam kuralının şirket tarafından ileri sürülebilmesi için esas sözleşmede yer alması ve kanundaki haklı sebeplere uygun bir şekilde somutlaştırılması gerekir.

Diğer yandan bu madde ile iradi devir hallerine mahsus olmak üzere, şirketin, devredene, uygulamada “kaçınma/kaçış klozu” olarak adlandırılmakta olan devre konu payları gerçek değeri üzerinden satın alma önerisinde bulunması suretiyle de pay devrine onay vermekten kaçınabileceği şeklinde “ön alım” hakkı öngörülmüştür. Böylelikle anonim şirketlere haklı sebepler yanında uygun görülmeyen devirlerden kurtulabilme olanağı sağlanarak şirketin yabancılaşmasının veya niteliklerini kaybetmesinin önlenmesi amaçlanmıştır. Anılan Kanun hükmünden de anlaşılacağı üzere, kaçınma klozu bakımından şirketin önerisinin iki önemli hususa dayalı olması zorunludur. Bunlardan birincisi devre konu paylar, diğeri ise devre konu payların başvuru anındaki gerçek değeridir. Şirketin bu konudaki önerisinin muhatabı ise madde hükmünde açıkça yazdığı üzere “devreden”dir. Bu hüküm, Kanun’un 4494. maddesinin birinci fıkrasındaki iradi devirlerde şirket tarafından devre onay verilene değin devre konu payların mülkiyetinin ve paylara bağlı hakların devredene ait olacağı şeklindeki düzenleme ile uyum içerisinde olup, iradi devir hallerinde, alım önerisinin şirket ile devreden arasındaki hukuksal sürecin dışındaki devralanlara yapılması gibi bir ihtimal söz konusu değildir (Dairemizin 22.06.2021 tarih ve 2020/338 E., 2021/5306 sayılı ilamı da bu yöndedir).

Bu açıklamalar ışığında somut olaya gelindiğinde, Dairemizin 04.03.2024 tarih ve 2022/5082 E., 2024/1708 K. sayılı ilamı ile, tek kişiden oluşan yönetim kurulu tarafından alınan kararın yokluğunun tespitine ve davacı tarafından devralınan davalı şirket hisselerinin devrine TTK’nın 494/3 hükmü gereğince zımnen onay verilmiş sayılmasına yönelik gerekçenin hatalı olduğu, bu itibarla davalı şirket yönetim kurulunun hisse devrinin pay defterine kaydı talebinin reddine dair gösterdiği sebeplerin, şirket esas sözleşmesine ve Kanun’a uygun olup olmadığının tek tek irdelenmesi sureti ile karar verilmesi gerektiğinden bahisle hüküm bozulmuş olup, Mahkemece bozma ilamına uyularak, söz konusu hisse devrinin, şirketin esas sözleşmesinde belirlenen amacını yerine getirebilmesi ve ekonomik bağımsızlığını devam ettirebilmesi yönünden risk teşkil etmesinden dolayı gösterilen haklı sebebin esas sözleşmeye uygun olduğu ve davalı şirket tarafından TTK’nın 493/4,5 hükümleri uyarınca devralınan hisselerin gerçek değerinin Mahkeme kanalıyla tespit ettirilmesi halinde payların devralınacağı önerisinin usulüne uygun şekilde yerine getirildiği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş ise de, şirket ortaklarından dava dışı …’ın kendisine ait şirket hisselerinin bir kısmını, yine kuruluşundan itibaren şirketin ortağı olup aynı zamanda oğlu olan davacıya aralarındaki pay devir sözleşmesine istinaden ciro yoluyla ve senetlerin zilyetliğini de geçirmek sureti ile devrettiği, bu itibarla devralan davacının, davaya konu hisse devri öncesinde de davalı şirkette pay sahibi olduğu, ana sözleşmede pay sahiplerine pay devrini yasaklayan bir hükmün bulunmadığı, şirket ana sözleşmesinin 6. maddesinde, şirketin kuruluşundan itibaren iki yıl geçmedikçe hisse senetlerinin başkalarına devredilemeyeceğine ilişkin bağlam hükmü dışında bir sınırlamanın olmadığı, bu hüküm ile hisse senetlerinin ortaklara değil, üçüncü kişilere devrinin yasaklandığı, kaldı ki 6103 sayılı Kanun gereğince, şirket ana sözleşmesinin, 6102 sayılı Kanun’a uygun hale getirilmediği gibi kuruluştan itibaren iki yıllık sürenin de geçtiği, dosya kapsamından devreden Meliha’ya payların devralınmak istenildiğine dair şirketçe yapılan bir bildirimin de bulunmadığının görüldüğü, dolayısıyla üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilecek kaçınma/kaçış klozunun eldeki davada uygulanma imkanının olmadığı, ana sözleşmede, şirketin ekonomik bağımsızlığının tehlikeye girmesi halinde pay devrinin reddedilebileceğine veya şirket birleşimine [pay sahipleri çevresi] ilişkin herhangi bir hükmün de bulunmadığı, bu itibarla TTK’nın 493. maddesi gereğince esas sözleşmede bulunmayan haklı sebebin ret sebebi olarak gösterilmesinin de geçersiz olduğu, yine TTK’nın 491. maddesinde hüküm altına alınan kanuni sınırlamanın eldeki davada gerçekleşmediği anlaşılmıştır.

Hal böyle olunca davacının devraldığı hisselerin, pay defterine kaydına ilişkin talebinin reddedilmesinin isabetli olmadığı gözetilmeden yazılı gerekçelerle davanın reddine hükmolunması doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.»


[1]Sayın Hâkim Dr. Orhan SEKMEN tarafından Yürürlüğünün 13. Yılında ve Yargıtay Kararları Işığında Türk Ticaret Kanunu Sempozyumunda (IX) sunulan tebliğe ilişkin notlar ve tebliğ akabinde gerçekleştirilen tartışma ve açıklamaların derlemesi. Hazırlayan: Rıza GÜNDOĞDU, Aralık 2025.

Ayrıca bkz. Sayın Prof. Dr. N. Füsun NOMER ERTAN tarafından Yürürlüğünün 9. Yılında ve Yargıtay Kararları Işığında Türk Ticaret Kanunu Sempozyumunda (V) sunulan “Anonim Şirket Paylarının Devrinde Önalım Hakkı” isimli tebliğ. 

Page 1 of 4
12...4Next
Etiketler: anonim şirketbağlambedeli tamamen ödenmemiş nama yazılı paylarborsaya kote edilmemiş nama yazılı paylaresas sözleşmeesas sözleşmesel bağlamesas sözleşmesel sınırlamaesas sözleşmeyle sınırlamahaklı sebephisse devriiçtihatintifa hakkıişletme konusuişletmenin ekonomik bağımsızlığıkaçış klozukanuni sınırlamaönalım hakkıönemli sebeppay devripay sahipleri çevresinin bileşimipay sahipleri sözleşmesired sebeplerirehin hakkısempozyumşirketler hukukuticaret hukukuticaret kanunuTTKTTK 421TTK 485TTK 490TTK 491TTK 492TTK 493yargıtayyargıtay kararıyetkili organ

Son Yazılar

Güncel

Tacirin Basiretli İş Adamı Gibi Hareket Etme Yükümü (TK m. 18/2)

31 Ocak 2026
İstanbul, İstanbul, İstanbul
Güncel

İstanbul, İstanbul, İstanbul

6 Nisan 2025
Kripto Varlıklara İlişkin İkincil Düzenlemeler Resmî Gazetede Yayımlandı
Mevzuat

Kripto Varlıklara İlişkin İkincil Düzenlemeler Resmî Gazetede Yayımlandı

13 Mart 2025
İşletmenin Muhasebesiyle İlgili Olmayan Ticari Defterlerin Elektronik Ortamda Tutulması Hakkında Tebliğ
Güncel

İşletmenin Muhasebesiyle İlgili Olmayan Ticari Defterlerin Elektronik Ortamda Tutulması Hakkında Tebliğ

14 Şubat 2025
KURULUŞ VE ESAS SÖZLEŞME DEĞİŞİKLİĞİ BAKANLIK İZNİNE TABİ ŞİRKETLER
Güncel

6102 Sayılı Türk Ticaret Kanununa Göre Uygulanacak Olan İdari Para Cezalarına İlişkin Tebliğ

28 Aralık 2024
Genel Kurul Kararının İptalinin Talep Edilebilmesi İçin Kararın Tescil ve İlan Edilmesinin Gerekmediği Hakkında Kararlar
İçtihatlar

Somut Olayı Aşan Kararlar

7 Eylül 2024
Next Post

Tacirin Basiretli İş Adamı Gibi Hareket Etme Yükümü (TK m. 18/2)

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Abonelik Formu!

Asla spam gönderilmez.

Kategoriler

  • Akademik Çalışmalar (2)
  • Faydalı Linkler (4)
  • Güncel (52)
  • İçtihatlar (32)
  • Kütüphane (18)
    • Genel (6)
    • Mevzuat (6)
    • Özel Hukuk (3)

En Yeni Yazılar

Güncel

Tacirin Basiretli İş Adamı Gibi Hareket Etme Yükümü (TK m. 18/2)

Yazar: Rıza GÜNDOĞDU
31 Ocak 2026
0

Sayın Dr. Numan Sabit SÖNMEZ tarafından Yürürlüğünün 12. Yılında ve Yargıtay Kararları Işığında Türk Ticaret Kanunu Sempozyumunda (VIII) sunulan tebliğe...

Read more
Güncel

Anonim Şirkette Pay Devrinin Sözleşme ile Sınırlandırılması

Yazar: Rıza GÜNDOĞDU
27 Aralık 2025
0

Sayın Hâkim Dr. Orhan SEKMEN tarafından Yürürlüğünün 13. Yılında ve Yargıtay Kararları Işığında Türk Ticaret Kanunu Sempozyumunda (IX) sunulan tebliğe...

Read more
Genel Kurul Kararının İptalinin Talep Edilebilmesi İçin Kararın Tescil ve İlan Edilmesinin Gerekmediği Hakkında Kararlar
İçtihatlar

Şirketler Hukukunda Tahkim (Mahkeme Kararları)

Yazar: Rıza GÜNDOĞDU
10 Ekim 2025
0

Şirketler hukukunda tahkim konusunda verilmiş mahkeme kararları.

Read more
İstanbul, İstanbul, İstanbul
Güncel

İstanbul, İstanbul, İstanbul

Yazar: Rıza GÜNDOĞDU
6 Nisan 2025
0

2016 yılında yazdığım "İstanbul, İstanbul, İstanbul" isimli şiirim.

Read more

Hakkımda

Bu site vasıtasıyla; sosyal ve mesleki olarak yararlandığım bilgileri sistemli ve paylaşılabilir olarak arşivlemek; yargı kararları, bilimsel çalışmalar/etkinlikler ve güncel hukuki haberler/gelişmeler paylaşmayı amaçlamaktayım.

Kategoriler

  • Akademik Çalışmalar
  • Faydalı Linkler
  • Genel
  • Güncel
  • İçtihatlar
  • Kütüphane
  • Mevzuat
  • Özel Hukuk

Son Yazılar

  • Tacirin Basiretli İş Adamı Gibi Hareket Etme Yükümü (TK m. 18/2)
  • Anonim Şirkette Pay Devrinin Sözleşme ile Sınırlandırılması
  • Şirketler Hukukunda Tahkim (Mahkeme Kararları)
  • Hakkımda
  • Yasal Uyarı & Bilgilendirme
  • İletişim

© 2021 www.rizagundogdu.com.tr - Tüm Hakları Saklıdır.

No Result
View All Result
  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Akademik Çalışmalar
  • Güncel
  • İçtihatlar
  • Diğerleri
    • Faydalı Linkler
    • Kütüphane
    • İletişim

© 2021 www.rizagundogdu.com.tr - Tüm Hakları Saklıdır.

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Create New Account!

Fill the forms bellow to register

All fields are required. Log In

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In